Nimet, Şükür, VakitNimet, Şükür, Vakit
görsel pexels.com

Nimet, Şükür, Vakit

Resulullah (sav)’in ayakları şişene kadar gece namazı kılmasını gören Hz. Aişe (ra) validemiz, Allah’ın onun tüm günahlarını affetmesine rağmen neden bu kadar ibadet ettiğini sorduğunda Efendimiz aleyhisselam “Şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap verdi. (Müslim, Sıfâtü’l-münâfikîn, 81)

Şüphesiz ki Allahu Teala’nın bize verdiği nimetleri asla sayamayız. Bunlara layık şükrü eda etmekten de aciziz. Keza, nimete olan şükrümüzü Allah’a arz etmek için yapılabilecek şeylerin de sonu yoktur. Ancak her ne kadar sonsuz nimet ve şükür şekli olsa da bunları düşünmek, neler olabileceği hakkında zihin yormak bize vazifedir. Bunlardan biri de sadece Allah için daha çok okuyup çalışmadır. “Biriniz can ve malından emin, hastalıktan salim ve günlük azığı da yanında bulunduğu halde sabaha çıkarsa; sanki tüm dünya kendisine verilmiş demektir.” (Tirmizi, Zühd, 34) hadis-i şerifini okumakla kalmayıp idrak ederek hayatımıza uyguladığımızda, birçok boş dünyalık arzu ve üzüntülerimizden sıyrılabiliriz. Sabah uyandığınızda ruhsal ve bedensel sağlığınız hala iyiyse, evinizde yüzünüze gülenler hala varlar ise, dün sahip olduğunuz her şey bugün de elinizin altında ise, içinde çeşitli nimetlerin bulunduğu buzdolabınız hala doluysa, bombalar altında ölen yakınlarınız ve işgale uğrayan bir vatanınız yoksa, imanınızdan ötürü aşağılanmıyor veya zulme uğramıyorsanız yaptığınız bu tembellikleri nasıl açıklayabilirsiniz Allah’a? Bunlardan mahrum kardeşlerimize ahirette, Allah için ne yaptıkları sorulduklarında, Müslümanlıklarını koruyup hayatta kalmaya gayret ettiklerini söyleyebilirler fakat biz ne söyleyebiliriz? 

Bizim sağlığımız ve halimiz yerindeyken rehavete değil, korkuya kapılmamız gerekir. Çünkü muazzam bir sorumluluğa sahip olduğumuzu gösterir bu nimetler. Binaenaleyh hangi nimete sahipsek ondan sorumluyuz. Aklımız varsa, güçlüysek, zenginsek, Müslümansak; her biri çeşitli sorumluluklar bekler bizden ve kimisi ağırdır... Biz, çalışmaya müsait bir ortamda yaşıyoruz. Kendimize bahaneler üretmeyelim. Gerçekten istersek her türlü ses, rahatsız edici durum bizi etkilemez. “Bir daha mı geleceğiz dünyaya”, “Sadece bir kez yaşıyorsun” gibi cümleleri hayatına uygulayan iki kesim vardır: Biri Allah’ın rızasını arayıp rahmetine kavuşmak isteyenler, öteki Allah’tan bihaber yaşayanlar. Evet, dünyaya bir defa geliyoruz ve ikincisi yok. Ancak ölüm var. Ölüm var, ölüm gerçektir ve hepimiz elbet öleceğiz. Öldükten sonra ise esas ve ebedi bir hayat başlıyor ve bu hayat, şu ölümlü dünyada yaptıklarımız ve yapmadıklarımızın Yüce Allah’a hesabıyla başlıyor. Bence bunu Müslümanlar dahil birçoğumuz, birçoğu insan idrak edemiyor. İmam Gazali (rahmetullahi aleyh) şöyle söylüyor: İnsanlar ya kendini tümüyle dünyaya adamış, ya böyle bir durumdayken tevbe ederek vazgeçmiş ya da tüm bunlara son vermiş arif kimseler olmak üzere üçe ayrılır.” Sanırım birinci, ikinci ve üçüncünün nasıl bir hesapla karşılaşabileceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyoruz. 

Bakınız bu dünyanın ikincisi yok, eğer zihnimizde öyle bir fikir veya böyle bir fikirden dallanan düşünceler varsa ayılalım. Dünya imtihan yeridir. Burası hayatımızda girdiğimiz, nice hayatımıza yön veren sınavlardan çok daha zor, çok daha yönlendirici bir sınav yeri. Gerçek hayatımıza uzanan bir çalışma yeri burası. Bir pencerenin önünden geçerken gördüğünüz manzara gibi. Sıranız geldi, pencereden baktınız, gördünüz ve geçtiniz, ardınızda niceleri sırasını bekliyor. Sizin manzarayla işiniz yok. Manzaraya aldananlarsa, bir daha mı geleceğiz dünyaya diyerek dünyaya sanki bir daha geleceğini düşünüyor gibi eylemlerde bulunuyor. Ancak ahirette, dünyada ne yaptığımıza dair soru sorulduğunda ne yapabiliriz, ne cevap verebiliriz? Geri dönmek için yalvaranlar olacak fakat Allah bunu kabul etmeyecek, bizler dünyaya tekrar dönmeyeceğiz. Burası tarladır, sınav yeridir, hazırlık yeridir, geçici yerdir. Tarlanıza gerekli ve yeterli özeni göstermeyip haşerattan, kötü hava koşullarından korumaz ve ekin de ekmezseniz, sınavınızda ter dökmezseniz, sınavınızı en iyi çözebilmek için gerekli çalışmalardan beride durursanız, sonsuz olan gerçek hayattan bihaber davranırsanız hüsrana uğrarsınız. Uğrarsınız, uğrarım, hepimiz uğrarız. Burası oyun, eğlence yeri değildir; Allah’a kulluk yeridir. O’na iyi kul olmak için çalışıp çabalama hayatıdır burası. Çevremizde gördüğümüz tüm aksaklıkların sorumlusunun ben olabileceğimi düşünmem gerek. Eğer herkes çalışıp okusaydı, -Allah’ın dilediği hariç- dünyada sıkıntı kalır mıydı? Bu demektir ki birileri çalışıp kendi kapasitesini ortaya koyduğunda çözebileceğimiz nice sorunlar var. Vallahi var, Allah izin verdiği müddetçe billahi var… 

Çevremize eleştirel gözle değil de yapıcı gözle bakmamız elzem. Yapıcı gözle bakıyorsak da okumak ve çalışmak kaçınılmazdır. Herkes sorumludur, siz sorumlusunuz ve ben de sorumluyum. Bir asker hudutta beklemezse, öğretmen ufukları açmazsa, hekim insanların yüzünü güldürmezse, mühendis kolaylaştırmazsa, işçi terini dökmezse bu hayat güvenli ve huzurlu yaşanır mı? Bizim sorumluluğumuz sadece hudutta bekleme veya ter dökme zamanı geldiğinde var değildir, bizim sorumluluğumuz hep vardır. Bu boş vakitlerin olduğu her dakika şiddetli bir sorumluluğun içindeyiz demektir. Her vaktimiz sorulacaktır, bunu unutmayalım. Ben en çok gençliğin kapasitesinden dehşete düşerim. Güçlüsünüz, akıllısınız, cesursunuz, düşünebiliyorsunuz ve çokça boş vakte sahipsiniz. Bakın bu nimetler çok mübarek, pek muazzam nimetlerdir. Her genç dahi buna sahip değildir. Çok yüksek değerlikli, bedeli asla ödenemeyecek nimetlerdir bunlar. Kalkalım ayağa, silkinelim. Bize ihtiyacı olan çok fazla canlı var, inanın. Kapasitemizin farkında olalım, onu açığa çıkaralım. Çalışalım ve çalışalım! Tüm bu vakti okumak ve çalışmakla dolduralım. Ve bunu hep Allah için yapalım. Allah için çalışıp okumak, O’nun için çabalamak… Büyük ecir… Ve hele ki bunları gençken gerçekleştirmek… Dünyanın imarı, tamiri, ahiretimizin kurtuluşu için gençliğimizi boş işlerle heba etmeyelim. Çalışalım, okuyalım, Allah için…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Sen de bir yorum yaz
E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

En Çok Okunanlar

01




02




03




04




05




Sizin İçin Seçtiklerimiz






Tıbbiyeli Dergi















Son Yorumlar