Yeşil İdlibYeşil İdlib

Yeşil İdlib

Bir kış günü, aylardan aralık ve hava soğuk. Ötelerde savaşın çocukları, beride biz kabanlarımızı ve botlarımızı giyip yola koyuluyoruz. Yolculuğumuz nereye diye soracak olursanız; çocukların kalbine, gönlüne. Bir yetimin başını okşayıp Rasulullah’ı (s.a.v.) hatırlamaya, bir yetimi sevindirip gönlüne konuk olmaya. 
Hazırlıklarımız yapıldı ve Cilvegözü Sınır Kapısına doğru hareket başladı. Memleketimizden bir başka coğrafyaya yol almak insanın mahzun bir hâle bürünmesine sebep oluyor. Ve düşündüm ki: Ya bu yolculuk mecburen olsaydı, ya doğup büyüdüğüm yerden göç etmek zorunda bırakılsaydım… Öyle ya bunun adına aslında hicret deniliyordu. Ruhun hicran duysa da yolculuk Allah için olunca, firkat yalnız O’nun (c.c.) için olunca, O’nun rızasına ulaşacak bu yoldaki zorluklar çekilir hâle geliyordu. Çünkü “cennetteki tek bir çiçek için dünyadaki dikenlerin üzerinde yürümeye” razı olanlardı hicret edenler.  En büyük acıya göğüs geriyorlardı, belki de içlerini yakıp kavuruyordu doğup büyüdükleri yerden ayrılmak, öyle ki O’nun (s.a.v.) bile içi sızlamıştı hicret ederken ve şöyle demişti: “Ey Mekke! Eğer senden (zorla) çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim.”1 Rasulullah (s.a.v.) o an nasıl mahzun bir haldeydi, gözlerinden yaşlar dökülmüş müydü, hatıraları zihninde canlanmış mıydı bilemiyoruz ama O’nun da (s.a.v.) canı yanmıştı, kalbi hüzünle dolmuştu.
Yani Rasulullah (s.a.v.) dahi hicran duymuş doğup büyüdüğü toprakları ardında bırakırken. İşte biz de gönülleri hicran ile dolu olan ve doğup büyüdüğü toprakları gerilerinde bırakmış yetimlere, öksüzlere, evladını kaybetmiş babalara; eşlerini, çocuklarını şehid vermiş analara gidiyoruz. 
Sınır kapısını nihayet geçiyoruz ve yıllardır savaşın devam ettiği coğrafyaya adım atıyoruz. Burası Efendimiz’in (s.a.v.) Bilâdüşşam* diye ifade ettiği toprakların içinde yer almaktadır. Öyle ki Rasulullah (s.a.v.) bir hadisinde şöyle ifade ediyor: “Kuşkusuz ki Rahman’ın melekleri kanatlarını Şam’ın üzerine germiştir.”2 Ve daha birçok hadisinde bu toprakların önemini bizlere anlatmış Rasulullah (s.a.v.). Böylesine birçok hadise konu olmuş topraklara gelmek bizim için ayrıca önemliydi elbette. 
Arabayla yetimhaneye giderken etrafımı seyre dalıyorum. Bilmiyorum ama gerçekten farklı bir hissiyata bürünüyorsunuz bu topraklarda: Zeytin ağaçları, yıkılmış evler, onları bir anne gibi kucaklayan toprak âdeta bir hüzün yumağı gibi içine sizi de çekip kalbinizi sızlatıyor ama aynı zamanda ruhunuzda öyle farklı bir huzur ve sükûnet hissediyorsunuz ki duygu karmaşası yaşıyorsunuz etrafınızı seyrederken.
 Yolculuğumuz bir müddet daha sürüyor ve nihayet yetimhaneye geliyoruz. Hem çocuklara hem de onlara bakan akrabalarına elimizden geldiğince sağlık hizmeti verip aynı zamanda çocuklara çeşitli hediyeler veriyoruz. 
Sonrasındaysa çocukları biraz uzaktan seyre daldım, yaşadıkları ve içinde bulundukları durumu tefekkür etmek istedim. Onları Suriye’nin kuzeyine hicret etmeye mecbur bırakan sebepleri, şehid olan annelerini, babalarını; tüm bunları yaşamış olmalarına rağmen yetimhanenin bahçesinde her şeyden bihaber halde buldukları bir çukurun içine sırayla koşup, girip çıkarak oyun oynarlarken yüzlerinde oluşan tebessümleri, gülümsemeleri izledim. Siz okurken ne düşünürsünüz bilemem ama ben onların içinde bulunduğu durumdan çok kendi durumuma üzüldüm. Eğer ben buraya gelmeseydim, buradaki çocukları tanımasaydım ve hesap gününde benden davacı olsalardı; “Yaşadığın ülkenin komşusu olan bir yerde bizler anne ve babalarımızı kaybederken bizi yalnızlığa mahkûm eden, bize yardım değil bir dua dahi etmeyen sana hakkımı helal etmiyorum.” deseydi ne cevap verecektim? Evet ne cevap vereceğiz hep beraber düşünelim? Ülkelerinde yaşam hakkı tanınmayan bu yetimlere ahirette ne cevap vereceğiz? Göç etmeye mecbur bırakılıp gittikleri ülkelerde hor görülen bu yavrularımıza ne cevap vereceğiz? Suriye’nin, Doğu Türkistan’ın, Filistin’in, Arakan’ın, Afganistan’ın, Irak’ın, Bosna’nın, Çeçenistan’ın, Yemen’in, Sudan’ın, Somali’nin, Keşmir’in ve daha nice coğrafyaların; çocuklarına, yetimlerine, öksüzlerine ne cevap vereceğiz? 
Ve sen muhacir çocuk, eğer bu yazdıklarımı okuyorsan unutma ki:
Her firkat mebnî değildir zevâle,  
Bazen firkat hâmiledir visâle…
Sizlerin firkati de en güzel vuslata hamile inşaallah.
      *Bilâdüşşam, bugünkü Suriye, Filistin, Lübnan ve Ürdün topraklarını içine alan bölgedir. Bu toprakların merkezindeyse bugün bizlerin Şam diye bildiğimiz Dımaşk (Dımaşkuşşam) bulunmaktadır. 
 

Dipnotlar

(1) (T3925 Tirmizî, Menâkıb, 68; İM3108 İbn Mâce, Menâsik, 103)
(2) (Tirmizi, İbni Hibban, Tergib ve Terhib 6/93)
 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Sen de bir yorum yaz
E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

En Çok Okunanlar

01




02




03




04




05




Sizin İçin Seçtiklerimiz






Tıbbiyeli Dergi















Son Yorumlar